ERROR
Please pick only one post size.

Gecikmek, Buluşmayı Barındırır

Senin hayatına girene kadar ben, emeklemeyi çoktan öğrenmiştin. Elinden tutan kimse yoktu, zaten emeklemek için elden tutulmaya ihtiyaç da yoktur.

Lakin; üzerinde ne olduğunu bilmediğin fiskos örtülerini indirdin, geçici heyecanlar yaşadığın sıralarda vücudunu geriye atmanla başını çarptın, ilk defa gördüğün ve yalnızca küçük olduklarından dolayı zararsız olduklarını düşündüğün cisimleri yutup tıkandın, elini uzattın sobaların alevine ve onların gerçek olması yetti senin için, bir daha uzatmana sebep olarak. Haksızlık edemem sana; acının boğazına, öfkenin gözlerine hücum ettiği vakit bastın figanı. Figanlar hanesine olan baskınınla, hakkını aramayı öğrendin.

"Ben çok yaşlandım" diyorsun şimdi. Oysa yalnızca uzun süreli bir emekleme işiydi seninkisi. Anlıyorum, yürümek ve koşmak istiyor o özgürlük abidesi bacakların.

Bütün önemli dosyalarını hazırlamış, her şeye iyi çalışmış birisinin, toplantıya bir tren yüzünden geç kalması, kötü olduğunu göstermediği gibi…
Bütün geç kalmışlıkların, benim geç kalmamdan ötürüdür, bağışla…

"Neredeyse 40 (!) yaşıma geldim" diyorsun. 60 yaşına da gelsen, buruşan teninin çukurlarını dolduracak bir dudak var artık.

Tarihteki Altın Harfler


Gözlerinin kokusu elvedalar salgılarken;
yüzün, cahiliyet devrinin kırılan putları gibidir.
İnsanlar seni saklıyor,
orta çağın yasak kitaplarından birisin.
Ama o yüce adın,
acıkmak kadar kolay dolaşıyor ağızlarda.
Hasta yatağındasın,
insan geçidi içerisinde damar yolların.


-Safirya

Tarihteki Altın Harfler


Gözlerinin kokusu elvedalar salgılarken;
yüzün, cahiliyet devrinin kırılan putları gibidir.
İnsanlar seni saklıyor,
orta çağın yasak kitaplarından birisin.
Ama o yüce adın,
acıkmak kadar kolay dolaşıyor ağızlarda.
Hasta yatağındasın,
insan geçidi içerisinde damar yolların.


-Safirya

Kendini Kandırma Ustalarına

Geçenlerde okuldan bir hoca, dizilerden Aşk-ı Memnu’nun toplum yapısının bozulmasına katkı sağladığını belirtti. Ben anlam veremiyorum insanların başka şeylerin arkasına sığınmasına. Fatmagül’ün Suçu Ne dizisindeki olayı, o dizi yüzünden uygulamışlar.

Aşk-ı Memnu’yu dizi değil, roman olarak düşünürsek; Halid Ziya Uşaklıgil’in kahramanlarının etrafındaki gerçek insanlar olduğunu biliriz. Filhakika, Halid Ziya’ya; romanlarındaki kahramandan olduğunu bilen insanların bazısı küsmüştür bile. Fatmagül’deki tecavüz olayını, açıklamaya gerek duymamakla beraber; tecavüz vakalarının Fatmagül yüzünden ortaya çıktığını veya arttığını söyleyenlerin ise ahmak olduğunu belirtmeye gerek duyarım.

Aslında herkes biliyor; çoğu insanın sevişirken başkasını düşlediğini. Karşısındakine özel hamlelere sahip olmadığını, çünkü karşısındakini “karşısındaki gibi düşünmediğini”, çoğunun bu denli kutsal bir değeri bile nasıl ayaklar altına aldığını herkes biliyor. Bunlar bilindiği gibi; Fatmagül’den sonra ona benzer olan tecavüz vakasının, Fatmagül olmasaydı da, başka yöntemlerle olacağını herkes biliyor.

Netice itibariyle, kafasını saklayan devekuşundan farkınız yok. Sanki sığındığınız anda sizin ve toplumunuzun ayıpları görmezden gelinecek-miş gibi…

-Safirya

Ben Kasnak Mıyım?

İnsanlara değil, düşüncelerime çarparak yürüdüğüm bir gündü. Öyle dalgındım ki, bunu o sıra fark etmiyordum; adeta bir suya dalar gibi dalgındım ve bu yazıyı yazarken su üstüne çıktığımı anlıyordum.

Yalnızca dalgın mıydım? Hayır, dargındım bir de. Tenim, bir japon yapıştırıcısından daha kuvvetli bir şekilde vücuduma yapışmıştı. Darlandıkça darlanıyor ve dargınlaşıyordum. Çünkü tenimde, elini kaybetmemiş yüzlerce parmak izi vardı. -Ama bildiğiniz parmak izlerinden değil, bunların hepsi aynıydı.- O eller beni sıktıkça, bir yılanın kılıf değiştirmesi gibi; tenimi soyup uzaklaşmak istedim ondan.

Fakat biz insandık ve yaşadığımız her şey, ince ince işlenirdi ten kasnağına. Ne alaka, dedim zaman ilerledikçe kendisi de ilerleyen, işlek iğneye. Çünkü o sırada bir mağaza camından kendimi görmüştüm. Kollarımı iki yana açtım:

- Ben kasnak mıyım?

Sonra kollarımı, kirli bir şey bulaşmış gibi silkeledim. Tek amacım iğnenin düşmesiydi, fakat o tek gözlü canavar bir kör inadıyla daha çok tutundu tenime.

- Safirya

Daipten Sen’ler

Elbiselerime sinen gözbebekleri,
fukara yüreğimi şenlendiren adamın,
kokusunu almaktadır -şüphesiz.
Yani, senin azizim,
Yani;
kalphanemin direği.

Ancak;
aramızdaki bu köhne yollar, (da)
nadide bir olaydır.
Ben de sevdamızın eskiliğinden,
ikna ediyorum kendimi.
Ve Tanrı’ya bırakıyorum onların vebalini.

Takım sandığımda biriken;
çekiçler, örsler, üzengiler…
Ehlinin bir adam olduğu,
hudutsuz bu senfoniyi
duymaktadır.
Senin müziğini velinimetim,
senin,
marifet silsilesi.

Ben dargınım yollara.
Fakat o devasa kilometreler,
getirecek olursa bir gün,
beni sana,
coşkuyla sayarım çizgilerini.
Ezberlerim;
önce onun, sonra senin kavislerini.

İki kepçeye doluşan dillere,
yasaktır senin adını anmak.
Ben yine de an’cak ve ancak
gaip olmadığını bildiğim,
sen’ler duyarım.
Sen’ler, kestane gözlüm,
ve gayri sedef yüreklim.


-Safirya

İnce Çizgi

-Sana gülümserken, bugüne kadar doğmuş hilalleri dudaklarıma taşıyabilirim. Çok sevdiğin o kestanelerin kavruluşu gibi, cayır cayır bakar sana gözlerim. Yüzüm bir toprakmışçasına, her çil tanemi bir sevda tohumu olarak buraya dikebilirim. Saçlarım; girebileceğin en büyük labirent olur. Ve tenim, mayınlı bir toprak… Kaldırabilecek misin tüm bunları, dedim.

Yalnızca iki kaşını kaldırdı ve dudaklarımdaki ay’ı tamamlayıp kendi gözlerine yerleştirdikten sonra… İnsanların cehennem konusu açılınca “buradaki ateşin bin mislisi olacakmış” demeleri gibi bir ateş yaktıktan (kendiminkine kıyasla) sonra… Yüzündeki kahvenin en bereketli toprağa dönüşmesinden ve tüm savaş malzemelerini vücudunda topladıktan sonra… Aslında hiçbir şey demesine gerek yoktu, ama dedi:

- Omuzlarımda yerin var. Sen olmazsan, düşerler.


Beni kaldırmaktan bahsediyordu, oysa ezildikçe ezildim karşısında.

Tırnak İzi Mezarlığı

tıpkı sırtındaki o tırnak izleri gibi,
görünmeyen yerlerindeydim hayatının.

ben,
o izlerin oluşturduğu yollara bastım adımımı.
o yollar,
başı yere eğilmiş fakat,
ayakları gökyüzüne sarkan çivilerle
bezeli…

sırtındaki izlerde yürüdüm ve,
öptüm, senin çağlayan toprağını.
on kişilik kazı çalışma ekibinden değildim belki…
hiçbir ekibin,
narin olmamıştı bu kadar elleri.

-Safirya

Af Çıkma Günü

ah bu şömine olmasaydı?
etrafa mı dağılacaktı laçka esirler?
onlar ki önce göğüs kafesinde,
sonra kilitli bir defterde mahkum edildiler.

kalem ne yazdığından bilgisiz
kağıt ne yazıldığından,
dökülenler zaten biçare…
kızıl su damlacıklarında idama mecburlar.

mürekkeplerin dedikodusu bitmez;
her şey çıkar bir rivayete.
serzeniş içerisindedir gardiyanlar, hükümlüler.
hükümdar ise ne yaptığından bihaber.

bu yurtta çoktan elden gitmiştir asayiş,
kan ve toprak her yeri istila edici.
mecburiyet dayatılır , emirdir ölüm,
zaten onlar bir son için geldiler.

02.12.13
-Safirya

Aldıkça ele gamzeleri sâz-ı mahabbet
Dünyâyı tutar nağme-i şehnâz-ı mahabbet


((Sevgilinin) gamzeleri (süzgün yan bakışları) muhabbet (aşk) sazını ele aldıkça,
Aşkın şehnaz makamındaki nağmesi bütün dünyayı kaplar.)


-Nef’i

Şüpheli Metin

İnsanlar yüzünden zamanımızı bile ‘doğru’ , ‘yanlış’ diye ayırır olduk. Yalnızca insanız diye, yani yalnızca tabiri caizse “bok sürdürmeyelim” diye insanoğluna, insan dışındaki her şeye bulaştırıp sıvadık.

Onlar yüzünden bir şehre parmaklıklar ördük; denizlerin (yani suların) dolduğu kaba göre şekil alması kuralını bozduk, onlar yüzünden bazı günleri 365’ten çıkardık; dünyanın dönüşüne bile karıştık. Ateşi bile yakmayı başarıp, donduk kalan soğukta. Yani tükettik, lavlarını bizim sevgimizle besleyen o büyük volkan dağını. Onlar yüzünden kendimizden şüphe ettik, hatta şüphe o kadar bıktı ki o bizi bizden etti; gene de vazgeçemedik insanlardan. Onlar yüzünden, biriktirdiğimiz kirpiklerimiz savrulup gitti. (Bir üflemeleriyle) Sanki çok özgür gibi bu iskeletin, iskelet yetmiyormuş gibi bir de derinin altında olmamız; onlar yüzünden dokunuşlara hapis olduk bir de. Biyolojide insan vücuduna, bir katman da biz ekledik. “Dünya küçük” derler, hayır “büyüktür dünya.” Ama coğrafyaya da karıştık ve onlar yüzünden sığamadık bu gezegene.

Sonra dil anlatım dersinde, anlatım bozukluğu konusunu çıkardılar ve “yanlış kelime kullanımı” adı altında, “yüzünden” ve “sayesinde” kelimelerini doğru kullanın diye uyardılar. Biz de insanoğluna hiçbir şey sürdürmeyecektik ya, sevindik bu kullanıma.

Güldük, ağlanacak halimize.


-Safirya

vitanica
themes